foto15.jpg
Biz Kimiz, Hakkımızda Fotoğraf, Fotoğrafçılık Dağcılık Doğa Yürüyüşleri, Trekking, Gezi Doğa, Çocuk ve Doğa, Ağaç Türleri, Böcekler ve Bitkiler Bisiklet, Parkurlar, Yazılar, Anılar Sponsorlar İletişim

Çocuğumla Doğadayız Çocuğumla Doğadayız

E-Posta:


   

Ana Sayfa > Trekking ve Gezi > Anılar



Fas, Casablanca, Marekesh, Varzazat, Essa-Wera

Yazı ve Fotoğraflar: Kamuran Feyzioğlu - Eylül 2008

mhammad_colu.jpg

 

berberi.jpg
camiu-fena-marakes.jpg
fes_2.JPG
rabat_meydan.jpg

zagora.jpg

Güneyinde Batı Sahra ve doğusunda Cezayir ile komşu olan Fas, Atlas Okyanusu ile Akdeniz’i ayıran Cebelitarık Boğazı’nın kıyılarını İspanya ile paylaşmakta ve bu boğazın güney tarafında yer almaktadır. Batı dünyası tarafından Marakeş’i ifade etmek için kullanılan Latince kökenli Morroch kelimesinden türeyen Morocco kelimesi ile isimlendirilen Fas’ın yerel dildeki adı “en batıdaki” anlamına gelen El-Magrip’tir ve bu ülkenin adı dilimizdeki karşılığını bölgedeki antik hanedanlıklara başkentlik yapmış olan Fes’ten almıştır.


2 Mart 1956’da, daha sonradan kral ünvanı alacak olan, 5. Muhammed önderliğinde Fransa’dan bağımsızlığını ilan eden Fas günümüzde anayasal monarşi düzeninde ve kral yönetiminde seçimle işbaşına gelen bir parlamento ile yönetilmektedir. Kralın parlamentoyu dağıtma ve ülkenin askeri gücünü yönetme gibi çok geniş yetkileri olmasına rağmen muhalefet partileri de yasaldır ve son yıllarda kurulan örnekleri vardır.  Eski bir Fransız mandası olmasının etkileri ise Fransızca’nın resmi yazışmalarda, ekonomide ve ticarette kullanılan dil olmasından ve çeşitli şehirlerin dokularındaki Fransız etkisinin izlerinden anlaşılmaktadır. Mısır ve Sudan’dan sonra üçüncü büyük Arap nüfusunu barındıran Fas’ın resmi dili Arapça’dır ve klasik Arapça’dan farklı bir lehçe olduğu için Fas Arapçası olarak isimlendirilmektedir. En çok kullanılan ikinci dil olan Berberice ise daha çok kırsal bölgelerde yoğun olmak üzere nüfusun %40’ı tarafından üç ayrı lehçede konuşulur. İspanya’ya yakın olan kuzey bölgelerinde, daha çok Berberice ile birlikte ikinci dil olarak, İspanyolca konuşan nüfus ise 20.000 dolaylarındadır. Bunun yanında, 2002 yılının sonlarında yapılan ulusal eğitim reformları kapsamında okullarda İngilizce eğitimi de önemli düzeye gelmiştir ve İngilizce’nin yakın tarihte 3. yabancı dil konumuna geleceği tahmin edilmektedir.

Etnik olarak çok çeşitli bir yapıya sahip olan ve tarihte Fenike, Kartaca, Yahudi, Arap, Roma ve Endülüs kültürleriyle tanışmış Fas’ta bu sayede Pagan, Musevi, Hristiyan ve Müslüman kültürlerinin etkileri ve buna bağlı olarak geniş bir inanış yelpazesi göze çarpmaktadır. Kültürel açıdan Fas’ın, çeşitli kültürlerin yarattığı çeşitliliği koruyabildiği ve Berber, Yahudi ve Arap kültürlerinin bir arada yaşamasını sağladığı söylenebilir.

Günümüzde ABD tarafından önde gelen NATO üyesi olmayan müttefikler arasında sayılan ve yine ABD ve Avrupa Birliği ile gümrük birliği anlaşmaları imzalamış olan Fas’ın 1987 yılında yaptığı Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusu ise Avrupa ülkesi olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Buna rağmen Avrupa Birliği ile olan serbest ticaret anlaşmasının 2010 yılında tarım ürünlerini ve hizmet sektörünü de kapsayacak şekilde genişletilmesine karar verilmiştir. Ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse, gayri safi milli hasıla açısından tüm Afrika kıtasının %7’lik bir kısmına sahip olan Fas; Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Cezayir ve Nijerya’dan sonra 5. büyük Afrika ekonomisidir ve gelirlerini sırasıyla zengin fosfat madenleri, ülke dışındaki Fas’lılardan ülkedeki akrabalarına gönderilen paralar ve turizm oluşturmaktadır. Geçtiğimiz yıl Fas’ı ziyaret eden turist sayısı ise 7.45 milyondur. Buna rağmen, 2006 verilerine göre işsizlik oranı %7.7’dir ve 1999 tahminlerine göre ülkenin %19’u yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.



ULAŞIM



Ülkenin tamamını olmasa da önemli bir kısmını trenle gezebilirsiniz. Özellikle görmekte öncelikli kentlerin hemen hepsine trenle ulaşılabiliyor, ayrıca trenden indikten sonra  gideceğiniz şehre otobüsle de geçebiliyorsunuz. Şehir içi ulaşımda ise petit taksi ve grand taksiler var. Petit taksilerin güzergahları belli, şehir dışına çıkamıyorlar. Grand taksiler ise 6 kişi olmadıkça hareket etmiyor ve onlarla şehir dışına da çıkabiliyorsunuz. 6 kişinin ücretini verip, pazarlık ederseniz hem bir rehberiniz hem de seri bir ulaşım aracınız oluyor.




CASABLANCA



Otelimize yerleştikten sonra yeni bir ülkede olmanın verdiği heyecanla yorgunluğumuzu unutup kendimizi sokaklara attık. Henüz farkında değildik ama o gece Kadir Gecesi’ymiş. Geç bir saat olmasına rağmen sokaklar hareketliydi ve Kur’an-ı Kerim sesleri yükseliyordu etraftan. Biraz kulak kabartıp dinleyince Fatiha süresini anlayabiliyordum. Teravi namazındaydılar. Hedefimiz Hassan II Cami'ydi. Kentin medinasındaydık. Ara sokaklardan camiye kadar 20 dakikalık yürüyüşle avlunun önündeydik. Polis olduğunu düşündüğümüz güvenlik görevlileri caminin girişinde durdurdular. Ancak Türkiye’den geldiğimizi ve Müslüman olduğumuzu söyledikten sonra geçişimize izin verdiler. Özellikle Türk olduğumuzu öğrenmesiyle dostça bir tavır takınması dikkatimizden kaçmamıştı. Anlaşılan çok zorluk yaşamayacaktık. Geçişimize izin verilmişti ama fotoğraf çekmememiz özellikle söylendi. Zamanla öğrenecektik Fas’ta fotoğraf çekmenin ne kadar zor bir iş olduğunu. Avluda çiseleyen yağmurun altında cemaat namaz kılıyordu. Kimisi saflara eklemleniyor, kimisi ayrılıyordu, ellerinde seccade ve tespih olan insanlar etraftaydı. Avluyu geçtikten sonra okyanusla baş başa kaldık. Halk mendirekten okyanusun keyfini çıkarıyordu. Bu keyfe sessizce ortak olduk.


İyi bir film arşivi olan herkesin koleksiyonunda yer alan Casablanca filmi ile şehir aklımıza kazınmıştır. Filme konu olan bu büyüleyici şehrin ünü ülkenin ününden daha önde gitmektedir. 1515’te Portekizliler Fas’ın Atlantik kıyısında küçük bir kent inşa ederek adını Casa Branca (Beyaz Ev) koymuşlar. 18.yy.’da İspanyollar Casablanca adını devam ettirmişler. Arapça’da gene Beyaz Ev anlamına gelen Darü’l Beyza denir, ancak Fas’ta kısaca Casa deniyor. 


Casablanca’nın en görülmeye değer yapısı Hasan II Camiidir. Mekke'deki Mescid-i Haram'dan sonra dünyanın en büyük ikinci camisi olarak biliniyor. Fransız mimar Michel Pinseau tarafından tasarlanan cami, Atlas Okyanusu kıyısında denizin doldurulması ile elde edilen bir alan üzerine inşa edilmiş. Aynı anda içinde 25.000 kişinin, avlusunda 80.000 kişinin namaz kılmasına olanak verecek derecede geniş olan caminin minaresi, 210 metrelik uzunluğu ile dünyanın en uzun minaresidir.


Hazır camilerden bahis açılmışken bugüne kadar Türkiye’de görmeye alışık olduğumuz minareler silindirik değil, köşeli olarak inşa edilmişler. Ayrıca Türkiye’de her vakit ezanının bir makamı varken, Fas’ta okunan ezanlarda makam yok. Yüksek sesle bir sesleniş olarak duyuyorsunuz ezanı.



MARAKESH



Ertesi gün kahvaltımızı yaptıktan sonra tekrar tren istasyonundaydık. Hedefimiz Marakeş’ti. İstasyonda ilk işimiz tren tarifelerinin yazılı olduğu bir broşür edinmek oldu. Fransızca ve Arapça yazılmıştı ama neyse ki rakamların ortak olması işimizi kolaylaştırdı. Ciddi bir rötar yaşanmıyorsa, trenler peronlardan, tarifede yazandan 10 dakika önce veya 10 dakika sonra hareket edebiliyor. Bu yüzden Fas’a giderseniz ve tren kullanmak isterseniz dikkatli olun. Kendinizi her an tren kaçırırken bulabilirsiniz.


Yaklaşık 6 saatlik bir yolculuktan sonra Marakeş’teydik. Şehri görmeyi heyecanla bekliyordum, dünyanın en hareketli meydanlarından birisi olarak okuduğum, duyduğum meydan Marakeş’teydi; Camiü’l-Fena (Djemaa el-Fnaa, “Fanilerin Meydanı” veya “Kıyamet Meydanı). Meydanın en sağ tarafından devam eden araç trafiği ve faytonlar gün boyu meydandaki en çok rastlanan hareket. Güneş gücünü kaybedip, gün kendini geceye bıraktığında ise insanlar bütün renkleriyle hazır bulunuyorlar meydanda. Yılan oynatıcılar, hikaye anlatıcılar, falcılar, büyücüler, yiyecek tezgahları; bir çok izi burada bulmanız mümkün. Üstelik meydan sadece turistik olarak hizmet vermiyor, halk akşamlarını bu meydanda geçiriyor. Fas’ta beni en çok etkileyen şey, hemen her kentinde böyle bir meydanının olması ve halkın burayı günlük eğlence için kullanması oldu. 


Marakeş kelimesinin Berberice kökenli olan “Tanrının Toprakları” anlamındaki Mur-Akuş’tan türediği sanılmaktadır. Marakeş’in oldukça eski bir tarihi var. 1062 yılında Almoravide hanedanlığının başkenti olarak kurulmuş, hanedanlığın başkenti olmasıyla oldukça güç kazanmış ve zamanla önemli bir ticaret kenti olmaya başlamış. O dönemden bu yana ticaret kenti olmasından dolayı, kente fazlasıyla bina ve tarihi eserler yapılmış.


İçinde barındırdığı tarihi yapılar, palmiye bahçeleri, saray ve Gilize denen modern yerleşimiyle çölün ortasında bir vaha edasıyla sergiliyor kendini. Meydandaki faytonlarla şehirde eğlenceli bir tur atabiliyorsunuz. Şehir dümdüz olduğu için atlar da çok rahatsız olmuyor. Gönül rahatlığıyla gezmek için kullanabilirsiniz. Meydanda başlayan gezi tekrar meydanda noktalanıyor. Yaklaşık 2 saatte görmeniz gereken her yere götürüyor faytoncu sizi.


Önemli yerleri; Almoravid'ler Marakeşi büyük bir ticaret merkezi yapmış, bu da şehrin zenginleşmesine neden olmuştur. Bir çok binalar, muhteşem bahçeler ve anıtlar yapılmış. Kutubiye Camii Marakeş’in sembolü olarak görülmektedir. 12. yüzyılda inşa edilmiş olan bu yapı, Marakeş'te görülmeye değer yapılar arsında yer alıyor. Minarenin her yüzü ayrı bir desenle bezenmiştir. Bahai Sarayı, Palmeraie (Palmiye) Koruluğu, Aguedal Bahçeleri diğer görülecek önemli yerler arasında saylabilir.

 



ESSAOURİA (ESSA-WERA)



Bugünkü şehir 200 yıllıktır. Şehrin girişinde sizi lüks oteller ve atlas okyanusunun sahili karşılıyor. Scala De La Ville medinanın (eski kent) girişinde okyanusun kenarında. Portekizliler’den kalma bu yapının  surlarında hala toplar durmaktadır. Kentin en belirleyici özelliği ise Gnawa Dünya Müzikleri Festivalidir. Her yıl haziran ayında düzenlenen bu festival, bir hafta sürüyor ve Fas’lı ve yabancı turistleri kente çekiyor. 

 


 
OURZAZAT (Varzazat), ZAGORA VE ÇÖL



Marakeş’ten çıkıp Atlas Dağlarını tırmanırken yavaş yavaş insanlar ve yerleşik hayat dokusu da değişiyor. Kasbah denilen yönetim birimlerine rastlıyorsunuz, Nüfusun yarıdan fazlası küçük kasabalarda yaşamakta ve yaşadıkları evleri palmiye ağacının liflerinden ve balçıktan inşaa etmektedirler. Buna "Kasbah" denilmekte, köyler genellikle vadilerde ve dağlarda bulunmaktadır. Bu bölge turla değil, özel araçla gezilmesi gereken bir yer.


"Timbuktu 52 gün" göreceğiniz bu levhanın anlamı eski zamanlarda Bedevilerin bu çölü 52 günde geçtiklerini ifade etmekteymiş. Marakeş çöl ile Kuzey Fas arasında bir geçit oluşturmaktadır. Şehirde çöle gezi düzenleyen firmalara rastlayabiliyorsunuz. Bizim katıldığımız gezi 2 günlüktü. Sabah erken saatte başladığımız yolculuğumuzu akşam 18.30 sularında Zagora’da sonlandırdık. Araçtan iniş noktamızda develer bizi bekliyordu. Deveye bindikten sonra bu yolculuğun 52 gün sürmeyeceğine şükrettim. Yıldızların altında yaklaşık 3 saatlik bir yolculuktan sonra kamp alanındaydık. Geleneksel Berberi çadırları konaklamak için bizi bekliyordu. Ayrıca dört çeker arazi araçlarıyla çöl safarisi de yapabiliyorsunuz. Sabah çok erken bir saatte uyandıktan sonra tekrar develerle aracımızla olan buluşma noktasına döndük.

 



MEKNES



Zamanımız daralıyordu. Marakeş’e hakkettiğinden az ama yaklaşan dönüş günümüzden dolayısıyla da fazla zaman ayırmıştık. Hedefimizde Tangier varken acil eylem planını devreye sokarak Meknes’e geçmeye karar verdik. Çölden döndükten hemen sonra trenle, yaklaşık 6 saat sürecek bir yolculukla Meknes’teydik. Her yerde olduğu gibi medina ve yeni şehirden oluşuyordu kent. Faytonlarla şehir turlanabiliyor. Ancak Marakeş kadar düz bir kent olmamasından dolayı atın çektiği zorluğu görünce faytonu tercih ettiğimiz için pişman olduk. Kendi halinde sessiz bir kent. Eski kraliyet başkenti olan Fes’e ve yeni başkent Rabat’a yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Bu yüzden olsa gerek kendi halindeliği ve sessizliği.


Görülmesi gereken önemli yerler; Bab Mansur, sarayların bulunduğu alanın girişidir. Kubbetü’l Hayatin eskiden yabancı elçilerin ağırlandığı yerdir, Mevlay İsmail Türbesi, Darü’l Beyza Kalesi, Dar Cemai Sarayı görülmeye değer tarihi yerler.

 


 
FEZ



Fezü’l Bali (Eski Fez) 1981 yılında UNESCO Dünya Mirası Alanı ilan edilmiştir.


Fez, günümüzde başkent olan Rabat’tan hemen sonra 3. en büyük kenttir ve toplamda 34 milyonluk nüfusun 1 milyonuna sahiptir.


Medinaya dalıp da kendinizi kaybettiğinizde karşılaşacağınız yapılar;Ebu İnam Medresesi, II. Mevlay İdris Zaviyesi, El-Attarin Medresesi, Misbahiye Medresesi, Es-Saharic Medresesi, Dar Bahta Müzesi. Orta çağdan kalma deri boyama atölyeleri ise mutlaka görülmeli. Keskin deri kokusuna rağmen o ritüelden eksik kalmak istemezsiniz. Bu atölyelere kendi çabalarınızla ulaşmanız çok zor, seyirlik bir terasta bulunmanız gerekiyor. Yolda halktan kişiler bunu birkaç dirhem karşılığında yapmaya sürekli gönüllü. 


Fez’de dikkat çekici yapılardan birisi de Kairouan Cami, bu camii 15 bin kişi kapasiteli bir ibadethane. Bu camiye Müslüman olmayanların girmesi ise yasak.

 



RABAT



Atlantik kıyısına kurulmuş olan bu şehir şu an ülkeye başkentlik yapmakta. İlk yerleşimcilerinin Fenikeliler olduğu sanılıyor. 1912’de Fransız-İspanyol protektorasının kurulmasıyla idari başkent olmuş, 1956 yılında yeniden Fas Krallığı’nın başkenti olmuştur. Ferah ve zengin görünümlü bir kent. Rabat Arkeoloji Müzesi, Shella nekropolisi, Udayba Kasbası ve medina görülmeye değer tarihi yerleri. 

 



SUK (THE SOUK)



Her kentin kendine özgü sukları ve meydanları var. Suklar alışveriş merkezleri. Genelde dar sokaklara kurulmuş, üzerleri çitalarla örtülmüş, güneş ışığının dilimlenerek sokaklara dolduğu, küçük dükkanların yan yana dizildiği yerler. Günlük ihtiyaçtan, turistik alışverişe kadar her türlü şeyi rahatlıkla bulabileceğiniz yerler. Turistlerin de özellikle uğrak yerleri. Pazarlık sukların vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş. Rabat ve Meknes harici her yerde koyu pazarlığa girebilirsiniz. 

 



FAS VE FİLM ENDÜSTRİSİ
 


Hükümet film şirketlerine yönelik bürokratik sınırlamaları kaldırıp cazip teşvikler getirince, Fas, Amerikalı film yapımcılarının gözdesi olmuş. 500`den fazla büyük bütçeli film Fas`ta çekilmiş. 1940`lı yılların başından itibaren sinema yapımcılarının uğrak noktası olmuş Fas. Fas`ı cazibe noktası yapan ise özellikle tarihi olayları konu edinen filmlere uygun sinematografik doğal zenginliği. Avrupa ve ABD`ye yakınlığı, ülkenin çekim bölgelerine kurulan hava limanları (Casablanca, Tangier ve Agadir), gelişmiş iletişim ve ulaşım ağı, çekim izinlerine yönelik bürokrasinin en alt seviyeye indirilmesi, film çekim ekipmanlarında sağlanan gümrük kolaylıkları ve sinema sektöründeki yetişmiş insan unsuru tercih için özellikle belirleyici olmuş. Ülkede halen 35 film şirketi bulunuyor. Film sektörüne kapılarını açan kurumlardan biri de Fas ordusu. Ordu, savaş filmlerinde kullanılmak üzere askeri ekipmanlarını film şirketlerine kiralayabiliyor. Savaş filmlerinde teknik destek ve lojistik imkanı da sağlıyor. Yabancı film yapımcılarının ülkedeki çalışmalarını Fas Sinematografi Merkezi (Moroccan Cinematographic Center) düzenliyor. Fas`ta çekilen filmlerden bazıları Othello: 1949, ABD yapımı, Orson Welles, Suzanne Clautier. Sodome and Gomorrhe: 1961, İtalyan yapımı, Robert Aldrich, Sergio Leone. Lawrence of Arabia: 1969, İngiliz yapımı, Anthony Quinn, David Lean, Ömer Şerif. General Patton: 1970, ABD yapımı, Franklin Schaffner, Georges Scott. Jewel of the Nile: 1985, ABD yapımı, Kathleen Turner, Michael Douglas. Ishtar: 1985, ABD yapımı, Isabelle Adjani, Dustin Hoffman, Warren Beatty ve ABD Film Enstitüsü tarafından 2002 yılında tüm zamanların en iyi aşk filmi seçilen ve Yönetmenliğini Michael Curtiz'in üstlendiği Kazablanka , 1942, ABD yapımı.
 

Kamuran Feyzioğlu - kamuran.feyzioglu [ ] yuruyoruz.com

İlgili Yazılar

F:Kamuran Feyzioğlu

Essaouria, FAS

Yazı ve Fotoğraflar: Kamuran Feyzioğlu

Fas her yeri açık hava müzesi olan bir ülke. Tek tek yapıları gezmeye gerek kalmaksızın akan hayatın içinde bile karşılaştığınız ve sizi 21. yüzyılda mı dedirtecek derecede hayrete düşürecek görüntülerle…
devamı»




Tasarım: Studio Martin