bcycle3.jpg
Biz Kimiz, Hakkımızda Fotoğraf, Fotoğrafçılık Dağcılık Doğa Yürüyüşleri, Trekking, Gezi Doğa, Çocuk ve Doğa, Ağaç Türleri, Böcekler ve Bitkiler Bisiklet, Parkurlar, Yazılar, Anılar Sponsorlar İletişim

Çocuğumla Doğadayız Çocuğumla Doğadayız

E-Posta:


   

Ana Sayfa > Bisiklet > Pedalla Anılar



Umuda Doğru İlk Adım, Çanakkale Bisiklet Turu

Pedal Çeviren ve Yazan: Özgür Kaynak

Bu Proje Nasıl Oluştu:

18-19-20 Mayıs 2008 tarihlerindeki tatilden doğacak boşluğu nasıl doldurabiliriz diye arkadaşlarla düşünürken ,İstanbul’daki dostum Neslihan’ın bir önerisi ile Bozcaada'ya gitmeye karar verdik.Tabi kararı verdiğimiz zaman Mayıs ayının başıydı ve ben o hızla hemen nerde kalırız, nasıl yaparız hazırlıklarına başladım. Zorla da olsa kalacak bir yerler ayarlayabildik kendimize. Son anda Ankara'dan arkadaşımız Yasemin’in de katılımıyla Bozcaada’ya gittik.


Özgür, Neslihan, Yasemin

 Ada da kaldığımız pansiyon gerçekten hem işletmecisi ile hem de yeri itibari ile bizi çok tatmin etti. Sanırım adayı sevmemizdeki en büyük etki Ev-Re’Mata Pansiyonun işletmecisi olan Yücel Ablamızdır.

 

Adadaki iki gün boyunca o kadar güzel vakit geçirdik ki, sürekli adada yaşayan insanlar gibi mutluyduk. Ada'nın güzellikleri burada anlatmakla ve sıralamakla bitmez emin olun. Sonuç itibariyle iki güzel ve dolu gün geçirdik. 

 

Artık adadan dönme vakti gelmişti.Vedalaşıp feribota bindik ve herkesi bir hüzün kapladı . Bende kendi köşeme çekilip derin düşüncelere daldım ve birden dedim ki ; ben neden buralara bisikletimle gelip gezemeyeyim!

 

 

Gelecektim, yapacaktım bunu.Çünkü hissetmiştim o an bunu yapabileceğimi. Beliren  bu düşüncenin birdenbire bir plana programa girdiğini hissettim. Çanakkale'den otobüse bindiğimde ise artık netleşmişti; yakın bir zamanda buralara bisikletimle gelip gezecektim…Çünkü ruhum bunu bana emretmişti..

 

Ve ruhum beni yanıltmadı gene. Aradan yaklaşık 1 ay geçmeden ben bu dediğimi yapmak üzere yollara düşmüştüm bile… 

 

Şimdi de size bu yolculuğun tüm ayrıntılarını aktarmaya çalışacağım.

 

 

Hazırlık Aşaması :

Çanakkale ‘den, Ankara’ ya iner inmez ilk iş hemen bu olaya organize oldum.

 

Buişi yapabilir miyim? Yoksa yapamaz mıyım? Bunu netleştirmeliydim .Evet bu turu yapabilecek gücüm ve enerjim vardı .O zaman hemen işe koyulmalıydım.

 

Hemen rotalarımı belirlemekle hazırlıklarıma başladım. Gideceğim rotalar arasındaki mesafelerin yakınlık ve uzaklıklarına bakıp, küçük araştırmalar yaptım. Sonra belirlemiş olduğum bu rotaları kaç günde bitirebileceğimi kaba-taslak olarak hesapladım(bisikletle ortalama günlük yaptığım ve de yapabileceğim düşündüğüm km oranını baz aldım).Belirlemiş olduğum rotalardaki görülmeye değer ve de gezilecek yerleri(tarihi-doğa) rota sırasına göre belirleyip dökümanlara aktardım(bu konuda gideceğim yerlere yapılan turları ve  insanların internet'teki yorumlarını inceledim). İnternet üzerinden gideceğim yerler hakkında genel bilgiler edinip detaylı haritalarının çıktılarını aldım(coğrafi yapı,iklim ve yerel yaşam). 

 

 

Sıradakiler artık somut hazırlıklardı:

 

İlk önce bisikletimi güzel bir bakımdan geçirdim.B isikletim için yolculuk esnasında ihtiyacım olabilecek olan yedek parça ve aksesuarların listesini yaparak  tedarik ettim.

 

Yanımda götürmem gereken giysi, tıbbi malzeme ve genel ihtiyaçların listelerini çıkartıp hazırladım, eksik olanları ise tedarik edip hazır hale getirdim.

 

Bisiklet turum boyunca konaklama ihtiyacımı gidermek için gerekli olan çadır ,uyku tulumu ve diğer malzemelerin kontrollerini yaparak hazır hale getirdim.

 

Son olarak da yapacağım bu bisiklet turunun hangi tarihler arasını kapsayacağını belirleyip(15-24 Haziran 2008) doğruca Aşti ye gidip daha önceden internetten ayırtmış olduğum biletimi alarak beklemeye başladım.

 

 

Gerekli Olan Teknik Malzemeler: 

Bisiklet Malzemeleri: Kask, eldiven, gözlük, alyans takımı, pompa, yedek iç lastik, yama takımı, sele, bagaj için çanta, ön ve arka farlar, kilit, bagaj için lastik, matara, pil, şarj aletleri,

 

Giysi Olarak : Yağmurluk(alt-üst), içlik, şort, tayt, polar, terlik , bisiklet ayakkabısı, çorap, havlu, bel ve sırt çantası, kapri ,kağıt, kalem

 

Tıbbi Malzeme : Güneş kremi, pamuk,y ara bandı, sargı bezi, bileklik, tendürdiyot, oksijenli su, sürtünmeye ve kasılmalara karşı krem, ıslak mendil, sabun, şampuan, diş fırçası ve macunu, el ve vücut kremleri, deodorant ve koltuk altı jeli, ağrı kesici ilaç

 

Kamp Malzemelerim :Çadır, uyku tulumu, fener

 

 

ROTA :

Rotamı oluşturduktan sonra bu bisiklet turunun kaç günü kapsayacağını üstün körü hesapladım ve sonuç olarak 10 güne ulaştım. 

 

Bu 10 günü gideceğim ana yerleşim yeri sayısına,birbirlerine olan uzaklıklarına ve gideceğim yerin genişliğine(gezilecek yerlerinin az veya çokluğuna) göre eşit miktarda günlere böldüm.

 

 

Rotamdaki Ana Yerleşim Yerleri :

Gelibolu, Eceabat, Gökçeada, Çanakkale, Truva, Bozcaada, Assos, Kaz Dağları Etekleri (Küçükkuyu, Akçay, Altınoluk, Güre, Zeytinli, Edremit)

 

 

Gün Dağılımına Göre Gezeceğimi Düşündüğüm Yerler : 

1.Gün : Gelibolu
2.Gün : Eceabat
3.Gün : Gökçeada
4.Gün : Gökçeada
5.Gün : Çanakkale-Truva
6.Gün : Bozcaada
7.Gün : Bozcaada
8.Gün : Assos
9.Gün : Kaz Dağları Etekleri
10.Gün : Kaz Dağları Etekleri

 

Asıl planım yukarıdaki gibiydi tura çıkmadan önce. Malum orda başınıza gelebilecek olayları hesaba katmasanız da aklınızda bulundurmanız gerekiyor her zaman için. Bende bunu hesaba katmayı gerek duymayıp aklımda bulundurdum : )

 

Aşağıdaki listeden de göreceğiniz şekilde de yukarda hazırlamış olduğum programdan iki gün önce, yani turu 8 günde bitirdim.

 

 

Gün Dağılımına Göre Gezdiğim Yerler : 

1.Gün : Gelibolu
2.Gün : Eceabat
3.Gün : Gökçeada
4.Gün : Çanakkale- Bozcaada
5.Gün : Bozcaada
6.Gün : Assos
7.Gün : Kaz Dağları Etekleri
8.Gün : Kaz Dağları Etekleri 

 

Turu iki gün önce bitirmemin 3 sebebi vardır. Bunlar sırasıyla :

 

1. Gökçeada’yı bir güne sığdırabilmem.
2. Truva’ya uğramamam.
3. Otostop sayesinde 100 km kadar yolu bisiklet yerine araçla gitmem.

 

Notlar : 

  • Bisiklet turundan sonra yukarıda da belirtmiş olduğum ana yerleşim yerlerinden sadece Truva’ya gidemedim.
  • Toplam 8 günüm bisiklet üzerinde geçti. Bu 8 gün süresince toplam 525 km yol aldım. Ayrıca 100 km de otostopla gittim. 
  • Giderken Ankara’da planlamış olduğum gibi Çanakkale-Lapseki’ye kadar otobüsle gidip, Lapseki’den de feribota binip Gelibolu’dan pedallamaya başladım. 
  • Gelirken de planlamış olduğum gibi Balıkesir-Edremit’te bisiklet turuna son verip oradan otobüse binerek Ankara’ya geldim.

 

 

GÜNLÜĞÜM
 

1.GÜN :
 

Sabah 07,30 da Çanakkale-Lapseki’ye ulaşıyorum. İlk işim feribot saatini öğrenmek oluyor. Bakıyorum daha zaman var, doğruca yakında bulunan çay bahçesine gidip çayımı yudumluyorum.

Sonra yavaşça feribota doğru ilerliyorum.20 dakikalık deniz yolculuğunun ardından Gelibolu merkeze ulaşmış bulunuyorum.

 

İner inmez bir turizm ofisi bulup Gelibolu Yarım adasının detaylı haritasını alıp oradaki görevliye beni gideceğim yerler hakkında bilgilendirmesini ve de yönlendirmesini rica ediyorum. Ondan aldığım bilgiler dahilinde merkezde bulunan : Namazgah ve Mevlevihane yi gezmek üzere yola koyuluyorum.

 

 

Yarım saat içinde buraları gezdikten sonra Eceabat yoluna doğru yöneliyorum. Yol o kadar güzel ki : hem manzara(solumda deniz,sağımda yemyeşil bir doğa) ,hem de yolun kendisi (bisiklet yoluyla ilk kez burada karşılaştım) beni büyülüyor.

 

Yolda giderken sağımda bir şey gözüme çarpıyor rüzgar gülleri ve ona doğru yönelecek yol ayrımına varınca direk sapıyorum.Biraz uzun, belli kısmı toprak ve patikalı olan yolu bitirip rüzgar güllerine ulaştığım zaman bu kadar yolu boşa gelmediğimi anlıyorum.tüm yarımadaya yukardan kuşbakışı bakabiliyorsunuz. Görülmesi gereken bir yer diye düşünüyorum.

 

Rüzgar güllerine ulaştık dan sonra gene geldiğim yolun bir kısmını geri dönüp ,köylerin içinden geçerek ana yola çıkıyorum.Köylerden geçerken öyle güzel bir manzarayla karşılaşıyorum ki durup onları izlemek ve birkaç kare çekmekten kendimi alamıyorum. Anne at ve yavrusunun birkaç kare fotoğraflarını çektikten sonra tekrar yola devam ediyorum.

 

 

 

Uzun süre pedalladıktan sonra yol üstündeki köylerden birisi olan Burhanlı köyünde mola verip açlığımı gidermek için bakkaldan aldığım yiyecekleri bahçesine oturup yemeye başlıyorum. Yemekten sonra tekrar yola koyulup yol üzerindeki Akbaş Şehitliği'ne gidiyorum.

Oradan da Bigalı köyüne uğrayarak Atatürk'ün evini geziyorum. Köyün içinden geçen yoldan da Büyük Anafarta köyüne geçip şehitliği geziyorum.

Daha sonra Arıburnu yarları ve Anzak koyuna geçiş yapıyorum.

 

 

 

Buraları da gezdikten sonra artık günün yorgunluğunu iyice üzerimde hissediyorum.Çadır atabileceğim yerler bakınıyorum ve Anzak koyunun yakınında bir yere ormanlık bir alana çadırımı atıyorum.

Hemen yanı başımdaki denize giriyorum ve bütün yorgunluğumu unutuyorum Ardından yanımda bulunan kuru yiyeceklerle açlığımı bastırıp uyumak üzere çadırıma giriyorum. 

Güya uyumaya…

Gün içerisinde bisikletle yapılan yol 83 km.

 

 

2.GÜN :

Sabah 4'te  kalkıp erken yol alacaktım. Ama nerde, kalkabildiğimde saat 8'di .Çok güzel uyuduğumu düşünmeyin sakın, çünkü tam aksi oldu. Çadırı gündüz attığım için yeri gayet güzel ve de hoş gelmişti .Akşam havanın kararmasıyla çadır yerimin çok ıssız ve tenha olduğunu hissedip tedirgin oldum. Bütün gece boyunca da sürekli tedirgin bir şekilde yarı uyku modunda kaldım ve bu da yorgunlukla birleşince sabah geç kalkmama neden oldu . Sabah çadırdan çıktığımda gördüğüm manzara sanırım gece yaşadığım tüm tedirginliğe değdi. Düşünsenize ormanın içindesiniz,ayaklarınızın altında deniz ve huzurlu bir doğa.

 

Hemen toparlanıp yola koyulmak için hazırlanıyorum.Yakınımda bulunan Conkbayır’ı yoluna girip beni bekleyen uzun patikaya doğru pedallamaya başlıyorum.Çıkacağım patikanın tek yön olduğunu ve de inişinde başka bir yoldan tek yön olduğunu öğrenince seviniyorum.Yol üzerindeki M.Çavuş Şehitliği ,57. Alay Şehitliği ve Siperleri de gezerek Conkbayırı na ulaşıyorum.Biraz dinlenip birkaç kare de fotoğraf da çektikten sonra tekrar hareket ediyorum.

Conkbayır’ın dan inerken de yol üzerinde bulunan Kemal Yeri ve Mehmetçiğe saygı anıtlarını da ziyaret ediyorum.

Ordan da Eceabat’ a doğru ilerliyorum.Öğle vakti ilçe merkezine giriş yapıp gördüğüm bir marketten yiyecek bir şeyler alıp uygun gördüğüm bir parkta mola verip kahvaltımı yapıyorum. Parkta kahvaltımı yaparken de beni güzel sohbetleriyle yalnız bırakmıyor yöre halkı. Güzel bir kahvaltı ve sohbet çok iyi geliyor. Bir de parkta çeşme görüyorum ki değmeyin keyfime. Hemen malzemelerimi hazırlayıp saçlarımı yıkayıp o sıcakta derin bir nefes alıyorum. Artık yola koyulmam gerektiğini hissedip başlıyorum tekrar pedallamaya…

 

Eceabat ın 2 km ilerisindeki Kilitbahir köyüne doğru gidiyorum. Orda bulunan Kilitbahir Kalesini gezip görevliden kalenin tarihini ve de isminin anlamını öğreniyorum.Kalenin asıl anlamı “Denizin Kilidi ’’ anlamını taşıyormuş.

Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan bu kale, boğazın kontrolünü elinde tutmak için ve geçen gemilerden vergi alabilmek için boğazın en dar oldugu ve de akıntının en az olduğu bu yere yaptırılmış. Kale turumdan sonra karşısındaki çay bahçesine oturup çayımı içerken boğazın seyrine dalıp kale görevlisinin anlattıklarını düşünüyorum.

 

Bu arada havada sıcaklığıyla etkisini hissettirmeye başlıyor. Durmak yok yola devam ilkesiyle Alçıtepe Köyüne dura, kalka ulaşıyorum. Biraz dinlenip, Abide ye ulaşmak için tekrar yollara düşüyorum.Abide'ye ulaşmak için gitmem gereken 5 km lik yolu zorda olsa bitiriyorum ve Abide'ye ulaşıyorum. Bolca fotoğraf çekerken  dinlenmeyi de ihmal etmiyorum.

Burda da fazla oyalanmamam gerekiyor çünkü daha gidilecek çok yolum var.

 

 

Seddülbahir köyüne doğru başlıyorum pedallamaya. Abide'nin 2 km ilerisinde bulunan köy Gelibolu Yarım Adasının en uç noktası. Giderken yolun çok bozuk olması(sıcaktan asfaltın erimesi) ve de sıcağın etkisiyle zorlanıyorum. Her şeye rağmen ulaşıyorum köye. Biraz gezdikten sonra tekrar Alçıtepe köyüne ulaşmak üzere bu sefer başka bir yoldan pedallamaya başlıyorum. Alçıtepe köyüne girdikten sonra meydanda beni durduran Ahmet amcayla dalıyoruz muhabbete. Bir müddet sonra eşi de katılıyor muhabbetimize ve sıcak bir samimiyet oluşuyor onlarla aramda. Ahmet amca ve eşinin fotoğraflarını çekiyorum bol miktarda ve de çektiğim fotoğrafları yollayacağımı söyleyerek adreslerini vermelerini rica ediyorum.

 

 

Birde bakıyorum ki neredeyse 1 saattir muhabbet ediyorum Ahmet amca ve eşiyle. Hemen müsade isteyip pedalamaya başlamalıyım. Çünkü hava kararmadan önce daha önce tespit etmiş olduğum Kabatepe'deki Orman İskele kampına varmam gerekiyor. 15 km uzaklıktaki bu yere giderken yol boyunca güneşin de batmaya yakın oluşu sebebiyle çok keyif li yolculuk yaptım.

Kamp yerine ulaşır ulaşmaz yemek yiyeceğim bir büfe bulup karnımı doyuruyorum. Sonrada görevlinin tarif etmiş olduğu çadır alanına doğru gidip çadırımı kuruyorum. Çadırımı kurduğum yer denizin hemen dibinde ve denizin yaklaşık 20 metre yukarısında.

Yerleşme işlerimi bitirdikten sonra günbatımını orda bulunan piknik masalarına oturarak elimde pipom ve karşımda Gökçeadayı izleyerek geçiriyorum.Güneşin tamamen batmasıyla o kadar güzel bir hal alıyor ki ortalık, büyüleniyorum. Sonra pipomu içime çekerken dalıyorum Gökçeadayı, yıldızları ve denizi izlemeye. Bu yer beni alıp kendimden çok uzaklara götürüyor ve kendimi hayallerin içinde buluyorum. O an hiç bitmesin istiyorum. Sanırım kendimi çok huzurlu hissettiğim yerlerden birisi olarak hep hatırlayacağım bu yeri. Buraya yolunuz düşerse mutlaka uğrayıp çadırınızı atıp bir gün batımı izlemelisiniz.

 

Yavaş yavaş toparlanıp yatmak için hazırlanmam gerekiyor.Çünkü yarın yoğun bir gün ve de yeni yerler, yüzler beni bekliyor.

 

Bekle beni Gökçeada…


Gün içerisinde bisikletle yapılan yol 89 km.

 

 

3.GÜN :

Sabah 7 gibi kalkıyorum ve hemen toparlanmaya başlıyorum. Çünkü saat 08.00 de kalkacak olan Gökçeada feribotuna yetişmem lazım. Neyse ki feribot iskelesi kamp alanının hemen yanı başında. İskeleye gidip biletimi alıyorum ve feribota ilk önce bisikletimi sonrada kendimi yerleştiriyorum.

Yaklaşık 1 saat 30 dakika süren yolculuğun sonunda Gökçeada Kuzulimanı'na ulaşıyorum.

Kuzulimanın'dan Gökçeada merkeze gitmek için 7 km kadar pedallamam gerekiyor. Merkeze ulaşır ulaşmaz ilk işim belediye binasına giderek zabıta ekiplerinden adanın bir haritasını istiyorum ve onlardan gezeceğim yerler konusunda bana gerekli bilgileri vermelerini rica ediyorum.

Onlarda sağolsun muhabbetlerini ve de yardımlarını benden esirgemiyorlar. Yarım saat süren neşeli sohbetin ardından ben kendilerine teşekkürlerimi sunup onlardan aldığım bilgiler dahilinde Gökçeada’yı turlamaya başlıyorum.

 

Hemen merkeze yakın olan Kaleköy ve Yıldızköy mevkilerini geziyorum.

 

Sonra tekrar merkeze gelerek marketten aldığım kahvaltılıklarla uygun bir yer bulup kahvaltımı  yapıyorum. Sıcağın biraz etkisini azaltması için oyalanıyorum ama nafile daha da bastırıyor ve tekrar düşüyorum yollara. Zeytinli'ye doğru yola koyuluyorum. Zeytinli Köyüne ulaşınca, taşlı yollarından çıkarak Madam’ın Özel Dibek Kahvesini tatmaya gidiyorum. Madam öldükten sonra bu cafe yi oğlu Kostandi işletmeye başlamış.

Çok sevimli ve de sıcakkanlı olan Kostandi yaklaşık 60 yaş civarında. Kostandi'nin hazırlamış olduğu dibek kahvesini içerken bir yandan da muhabbete başladık(kesinlikle dibek kahvesinin tadına bakmalısınız). Birde baktım ki bir haylidir konuşuyoruz ve zaman çabucak geçmiş. Hemen müsadesini isteyip kalkıyorum ve köyü biraz gezip birkaç kare fotograf çekiyorum ve köyden ayrılıyorum.

Yol üzerindeki Zeytinli Barajından geçip Dereköy'e doğru ilerliyorum.

Yolların çok engebeli olması,sıcaklık ve rüzgarın karşıdan esmesi beni baya bir perişan ediyor. Artık yorgunluktan pedal çevirecek halim kalmıyor ve yolun kenarına bisikleti çekip oturmaya başlıyorum.Tabi bu arada boş da durmayıp, yoldan geçen araçlara otostop da çekiyorum. Nihayet arkasında römorku olan ve tuğla taşıyan bir traktör beni ve bisikletimi römorkuna alarak Dereköy'e kadar götürüyor.

 

 

Salih abi ve arkadaşı Dereköy'de çalıştıkları bir inşaat için malzeme taşıyorlardı. Dereköy'e gidene kadar bolca sohbet ediyoruz. Bana Dereköy’ün tarihçesini anlatıyorlar. Dereköy zamanında Türkiyenin en büyük köyüymüş. Ama zamanla boşalmış, boşaltılmış ve şu an köyün tamamı da dolu değilmiş. Dereköy'de Rumlar, Kürtler ve Karadenizliler bir arada yaşıyorlarmış. Devlet zaman içerisinde Kürt ve Karadeniz halkını buraya yerleştirmiş. Salih abi ve yanındaki arkadaşı da 20 yıl öncesinde adaya Iğdır'dan gelip yerleşmişler ve bana bu durumu şu sözlerle ifade ediyorlar ; “ biz burada halkların kardeşliği için varız ’’.Burda gayet mutlu olduklarını ve de huzurlu olduklarını, herhangi bir problemlerinin olmadıklarını da not olarak ekliyorlar. Yarım saat süren zevkli traktör yolculuğunun sonunda beni Dereköy’ün girişinde bırakıyorlar ve bende teşekkür ederek yoluma devam ediyorum.

 

İndiğim yerde bir kilise vardı. Kapısına doğru yöneldim ama maalesef kapalıydı.

Yolun karşısında, yöreye ait meyve ve bitkiler satan tezgah sahibi 11 yaşındaki Handan bana seslenerek kilisenin sadece Pazar günleri ayin zamanında açık olduğunu söyledi. Bunun üzerine bende Handan'ın yanına giderek köy ve kendisi hakkında bilgiler almaya başladım. Handan ve ailesi Karadeniz'den gelip yerleşmişler adaya. Handan tatillerde aile bütçesine katkı olsun diye hem tezgahtarlık yapıyor hemde ciddi bir şekilde rehberlik yapıyormuş. Zaten bana anlattıklarına bakacak olursam gerçekten de köy ve ada hakkında çok fazla bilgiye sahip. Çok sıcakkanlı, akıllı ve de terbiyeli bir çocuk. Handan da dikkatimi çeken diğer bir hususta gözlerinden etrafa yayılan pırıltı.Bende bu pırıltıya dayanamayıp iznini alarak fotoğraflarını çekiyorum.

Handan fotoğrafları yollarmısın bana diye soruyor, bende büyük bir zevkle diyerek adresini alıyorum. Sonra bana köydeki gezilecek yerlerle ilgili vermiş olduğu bilgiler sayesinde köy merkezine doğru ilerliyorum. Köyde derin bir sessizlik vardı beni içine çeken. Bende sessiz bir şekilde başladım gezmeye. Gene gözüme kapısı kapalı bir kilise çarptı ama soracak kimse olmadığı için çevremde yürümeye devam ederek tarihi rum çamaşırhanesine ulaşarak içine girip o lezzetli ve buz gibi suyundan içtim doya doya.

 

 

Suyumu içtikten sonra meydanda bulunan köy kahvesinde oturup güzelce çayımı da içip gitmek için hazırlanıyorum.

 

Dereköy'den çıktıktan sonra sırasıyla Laz koyu, Kokina, Aydıncık, Tuz Gölü derken Eşelek’e kadar geliyorum.

 

Hemen kısa bir not düşeyim : Aydıncık plajı adanın denize girilecek en güzel yeri. Plajın yanında bulunan Tuz Gölünde de çamur banyosu yapabiliyorsunuz. Eşelek 'de bulduğum bir bakkaldan aldığım yiyecekleri, bahçesinde oturup akşam yemeği niyetinde yiyorum. Tekrar yola devam ederek hava kararmadan Gökçeada merkeze ulaşıyorum. Ordan da Kuzulimanı 'na doğru pedallayarak son feribot saatinden önce iskeleye varıyorum.B akıyorum iskelenin yanında kumsal var feribota binmek için de hala zamanım var, doğruca denize…Deniz sefasından sonra kalkmak üzere olan feribota binerek akşam 22.30 civarında Eceabat-Kabatepe iskelesine ulaşıyorum. İskelenin yanında bulunan orman iskele kampına giderek çadırımı atıyorum ve doğruca derin bir uykuya dalış yapıyorum.

 

 Gün içerisinde bisikletle yapılan yol 76 km.

 

 

 4.GÜN :

Geceden sabah erken kalkarım diye saatimi kuruyorum ama nafile yorgunluktan uykuya yenik düşüyorum gene. Birkaç saat gecikmeli de olsa düşüyorum tekrar yollara. Kamp alanından 10 km yaparak Eceabat feribot iskelesine ulaşıp,f eribota binip Çanakkale'ye geçiyorum.

 

Çanakkale ye geçer geçmez bir postane bulup d.günü olan arkadaşım Gülriz ‘e kart postal yolluyorum.

Daha sonra kahvaltı yapacağım bir yer buluyorum. Kahvaltıdan sonra Truva'ya doğru başlıyorum pedallamaya.(Çanakkale-Truva arası 30 km)10 km yol yaptıktan sonra bisikletimle, keskin esen rüzgarın karşısında kendimi çok bitik hissediyorum ve bisikletten inip yürümeye başlıyorum. Bu arada hemen yanımda bir panelvan araç bitiyor. Mesut abi balık taşımacılığı yaptığı arabasının bagajına atıyor bisikleti. Bende Mesut abinin yanına oturarak başlıyoruz hem yol almaya hem de muhabbete. Geyikli eski odun iskelesine balık almaya giden Mesut abi biraz farklı ama özünde sevecen ve de iyi niyetli birisi gibi bir izlenim bıraktı bende.

Mesut abi sayesinde 60 km lik bir yolu bende arabayla gitmiş oldum(buda nerdeyse benim 1 gün kazanmamı sağladı).Yalnız bu araç yolculuğu yüzünden planım dahilinde olan Truva'yı görme fırsatını da kaçırmış oldum. Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra Geyikli eski odun iskelesine ulaşıyoruz. Benim buradan 4 km kadar yol yaparak yeni odun iskelesine geçmem lazım ki feribota bineyim. Hemen teşekkür edip yoluma devam ediyorum.İ skeleye ulaştığımda feribotun kalkmasın epey bir zaman olduğunu öğreniyorum ve hemen bu zamanı değerlendirip denize giriyorum. Deniz sefasından sonra saat 15.00 de kalkan feribota binerek 20 dakikalık bir feribot yolculuğu sonucunda Bozcaada ya ulaşıyorum.

 

İner inmez hemen Ev Rama-Ta Pansiyonu'nun yolunu tutuyorum.Daha önce geldiğimde(19 Mayıs 08 ) bu pansiyonda kalıp çok güzel zaman geçirmiştim. Buranın işletmecisi Yücel Ablayla da çok iyi bir uyum sağlamıştık. Bisiklet turuma çıkmadan önce telefonla arayarak kendisine oraya geleceğimi söyleyerek ortalama bir tarih söylemiştim. Yani beni normalde birkaç gün sonra bekliyordu.

 

Pansiyona gittim ama kimse yoktu.Israrla kapıyı çalmam sonucunda yukardan birisi cama çıkarak Yücel Abla burada yok dedi(tabi bunu söyleyen daha sonra tanışacağım pansiyonda kalan Firdevs). Bu durum karşısında bende Yücel Ablayı arıyorum ve şaşkın bir ses tonuyla apar topar yanıma geliyor. Hemen pansiyonun sevimli avlusuna geçerek başlıyoruz muhabbete.

 

Aslında adaya çadır atmak gibi bir niyetim vardı hatta bunu paylaştım da Yücel Ablayla ama sonra pansiyonun bana vermiş olduğu o sıcaklıkla gene vazgeçtim çadır atmaktan. 2 gün paşalar gibi tatil yapayım dedim ve gerçekten de öyle oldu.

 

Avluda muhabbetimize devam ederken pansiyonun diğer odasında kalan iki arkadaş da yanımıza gelerek benle tanışıyorlar.(Arif ve Firdevs). Tanışma faslından sonra ben bisikletimin üzerindeki malzemeleri indirerek akşam yemeğine Yücel Abla'dan balık yapmasını rica ederek adayı dolaşmaya çıkıyorum.

 

İlk önce ada da bulunan rüzgar güllerine gidiyorum.Daha önceki gelişimde tanışmış olduğum Osman abiyle karşılaşıyorum.(Rüzgar güllerinde görevli kendisi) Onlunla muhabbet ettikten sonra rüzgar güllerinin sonunda bulunan batık gemiye ve fenerin yanına gidip fotoğraf çekiyorum.

 

 

Orayı dolaştıktan sonra Ayazma plajına doğru yönelip ordan da tekrar pansiyona geliyorum.

 

Yücel ablanın eşi Osman abinin de gelmesiyle başlıyoruz balıklarımızı yemeye.Yücel ablanın yapmış olduğu lezzetli çupraları yememiz, Osman abinin yapmış olduğu o güzelim şarapları içmemiz ve muhabbetin bitmesi gecenin 02.00'sini buluyor.

Herkes yatmak için odalarına çekilirken Yücel abla ve eşi de evlerine gitmek için pansiyondan ayrılıyorlar. Bende ilk önce odama çıkıyorum ama sonra uykumun olmadığını fark edip fotoğraf makinemi alıp kendimi ada'nın sokaklarına atıyorum.İ skeleye doğru gidip yanaşmış olan balık teknelerine doğru yöneliyorum. Bir yandan muhabbete başlıyoruz diğer yandan da fotoğraf çekiyorum

Güzel sohbetlerinin üzerine yaptıkları çaydan da içip, yatmak için müsaade isteyip yanlarından ayrılıyorum.

Günün doğuşunu izleyerek pansiyona doğru yönelip odama geçip derin bir uykuya dalıyorum.

 

Gün içerisinde bisikletle yapılan yol 60 km. 

 

5.GÜN :

Ada da olmanın mutluluğuyla uyanıyorum. Odamdan çıkıp mutfağa doğru gidiyorum ve karşımda gene o bildiğim mükemmel kahvaltı. Hep beraber avluya oturup kahvaltımızı yapıyoruz. Tabi kahvaltı faslının bitmesi yaklaşık 3 saati alıyor. Kahvaltının bitmesiyle beraber bisikletime atlayıp Ayazma plajına gidip 2-3 saat deniz keyfi yapıp tekrardan pansiyona dönüyorum. Sonrada dinlenmeye başlıyorum. Akşam üstü gibi hepimizin davetli olduğu Sibel hanım'ın taş evine gidiyoruz.  Sibel hanım adaya yerleşmiş bir ressam. Genellikle Japonya da yaşıyor ama sık sıkada ya geliyor.

 

Güya bir çay için davet edilmiştik ama kendimizi yemek sofrasında bulduk. Hazırlamış olduğu lezzetli yemekleri yiyip günbatımını izleyerek şaraplarımızı yudumladıktan sonra tekrar pansiyona dönüyoruz. O akşam Türkiye'nin Hırvatistan'la Avrupa kupası Çeyrek final maçı da vardı. Kısmette ada da izlemek varmış bu maçı. Maçın bitimiyle ada halkı coşkulu bir kutlama yaptı bizde Osman abiyle pansiyona geri döndük. Tekrar avluya oturup hep beraber muhabbete daldık ve gece 2.30'a kadar muhabbet devam eti. Sonra napalım derken açılışı 1 gün önce yapılan Oda bar a gidelim dedik ve gittik. Baya bir eğlendikten sonra tekrar pansiyona gelip odama geçtim ve doğrudan uykuya daldım.

 

Bozcaada da geçirmiş olduğum 2 gün sanki bisiklet turuyla hiç alakalı değilmiş gibi görünüyor bu yüzdende ada da yaşadığım olayları kısa ve detaya girmeden anlatmaya çalıştım.

 

Gün içerisinde bisikletle yapılan yol 31 km.

 

6. GÜN:

Artık adadan ayrılma vakti geldi.Yani tatil diye nitelendirdiğim 2 günü bitirerek esas olan hedefime doğru yoğunlaşıyorum. Güzel sabah kahvaltısının ardından yavaştan toparlanmaya başlıyorum.  Pansiyondakilerle vedalaşarak saat 14.00 de kalkacak olan vapura binerek Geyikli yeni odun iskelesine, kaldığım yerden devam etmek için başlıyorum pedallamaya.


Hedefim hava kararmadan Assos’a(Behramkale)varmak. O yüzdende var olan tüm gücümle pedala asılıyorum. Çünkü önümde yaklaşık 70 km lik bir yol var ve havanın kararmasına da 6 saat.


Yol üzerinde bulunan Dalyana uğrayıp birkaç kare fotoğraf çektikten sonra yola devam ediyorum.

 

Belli bir bölgede rüzgarı da arkama alarak durmadan 20 km civarı yol yapıyorum. Yoluma devam ederken 5 kişilik yabancı bir bisikletli grupla karşılaşıyorum ve selamlaşıp yoluma devam ediyorum. Belli bir süre sonra bu sefer rüzgar karşıdan esmeye başlıyor ve iş de o zaman asıl zorlu parkur başlamış oluyor benim için. Rampalarında çoğalması ile artık bisiklet süremez hale geliyorum ve belli aralıklarla otostop çekmeye başlıyorum :) Ama bu sefer  duran olmuyor bende mecburen biraz yaya birazda bisiklet üzerinde devam etmeye çalışıyorum yoluma. Yolum üzerindeki Gülpınar köyünden geçerken çıkmak da zorlandığım rampayı yoldan geçen bir kamyonun arkasına takılarak çıkmayı deneme gafletinde bulunmamla kamyonun ani fren yapmasıyla kendimi yerde bulmam bir oluyor. Neyse ki kötü bir düşüşe rağmen beni yolumdan alıkoymayacak ufak sıyrıklarla kazayı atlatıyorum. Kazadan sonra sağlık sponsorum Evrensel Eczanesinin sahibi Evren ablanın verdiği ilk yardım malzemelerini kullanarak kendimi ayaküstü tedavi ediyorum. Burdan kendisine teşekkürlerimi iletiyorum. Tedavimi yaptığım yerde arkasında su tankeri olan bir traktör duruyor ve beni alıyor. Bisikletimi de Su tankerine bağlayarak yola koyuluyoruz.Beni kendi gideceği köyüne kadar yaklaşık 5 km götürüyor  traktör sahibi İhsan amca.(Eğer İhsan amca beni traktörüne almamış olsaydı Assos a o gün ulaşmam imkansızdı).

İhsan amcanın köyünden sonra yaklaşık 20 km daha gitmem gerekiyordu Assos a ulaşmak için.Gün batmaya başlamıştı. Biraz kendimi de zorlayarak gece 21.00 civarı gibi Assos a giriş yapıyorum.

Hemen çadırımı kuracak bir yer aramaya başlıyorum.Sonra köyün 2km aşağısında bulunan antik limana inmeye karar veriyorum. Antik limanın girişinde beni Alper selamlayarak karşılıyor ve abi çadır mı atacaksın diyerek beni alıp hemen Konak By Camping çadır alanına götürerek Öznur ablayla tanıştırıyor. Biraz muhabbetten sonra ve de tabi ki pazarlıktan sonra  çadırımı kuruyorum hemen.

Alper gece boyunca ve de sabah ben gidene kadar tüm özverisiyle bana yardımcı olmaya çalıştı. Kendisine de buradan teşekkür ediyorum.

Çadırımı kurduktan sonra akşam yemeğini yiyorum ve muhabbete başlıyoruz.Y orgunluğun da etkisiyle muhabbeti kısa keserek yatmaya doğru kalkıyorum. Ama yanı başımdaki denizi görünce dayanamayıp hemen oraya  oturarak biraz daha zaman  geçiriyorum.Yatmadan öncede Alper le sabah kahvaltısının saatini konuşup, netleştiriyorum ve doğruca uyumak üzere çadırıma gidiyorum.



Gün içerisinde bisikletle yapılan yol 72 km.

 


7.GÜN :

O kadar güzel uyumuşum gibi sabah 7 gibi çok dinç bir şekilde kalkıyorum.H azırlanmış olan kahvaltımı denize nazır güzelce yapıyorum. Kahvaltıdan sonra hemen toparlanıyorum ve ayrılmadan önce Alper le vedalaşıp yola koyuluyorum. Gece karanlıkta indiğim o 2 km lik yokuşu sabahın 8 inde çıkmak biraz zorluyor beni ama  gene de buna rağmen çıkıyorum. Behramkale köyüne ulaştıktan sonra köyü gezmeye başlıyorum.

Behramkale köyünün tepesinde bulunan Athena tapınağınıda gezdikten sonra öğleden önce Assos dan ayrılarak Kaz Dağı eteklerine doğru yola koyuluyorum.F

 

Yaklaşık 40 km kadar gitmem gerekiyor ki Kaz Dağı eteklerinin başlangıcı olan Küçükkuyu köyüne ulaşabileyim. Yolun 20 km lik kısmını rahat bir şekilde gidiyorum ve uygun bir yerde mola veriyorum. Tekrar pedallamaya başladığımda yanımda bir arazi arabası duruyor ve beni gideceğim yere kadar götürebileceğini söylüyor. Bende bisikletimle beraber aracın arka kısmına geçerek  başlıyoruz yolculuğa. Yaklaşık 20 km de araçla yaptığım yol sayesinde Küçükkuyu köyüne ulaşıyorum. Teşekkür ederek arabadan iniyorum ve direk hemen dönüş biletimi almak için otobüs firmasına gidiyorum. Dönüş biletimi aldıktan sonra Adatepe  mevkisinde bulunan Zeus Altarını görmek için pedallıyorum. Yalnız 4 km lik bir yokuş beni bekliyor. Yokuşu yavaşca çıkmaya başlarken yanımda gene bir araç duruyor ve atla arkaya diyor. Bende hiç ikiletmeden atlıyorum arabaya. Sonrada İyiki binmişim araca diye kendi kendime mırıldanıyorum. Yoksa o yokuşu sanırım çıkamazdım bisiklet üzerinde(bugün şanslı günümdeyim sanırsam)Zeus altarının bulunduğu araziye gelince araç sahibi beni indiriyor ve bende teşekkür edip yoluma koyuluyorum. Bisikletimi uygun bir yere kilitleyip Zeus atlarına  yaklaşık 1 km bir yürüyüş sonrasında ulaşıyorum. Biraz dinlenip fotoğraf çekiyorum. Bütün Edremit Körfezi ayaklarımın altında. Gerçekten görülmeye değer bir manzara.

 

Dinlenme olayını da o eşsiz manzaraya karşı keyifli bir şekilde gerçekleştirdikten sonra bisikletimi kilitlediğim yerden alıp tekrar Küçükkuyu köyüne iniyorum. Yöre halkının bana vermiş oldukları bilgiler dahilinde gene Küçükkuyu köyünde bulunan Mıhlı Şelalesine doğru pedallamaya başlıyorum. Yarım saatlik öğle sıcağındaki zorlu bir yolculuk sonrası şelaleye ulaşıyorum.(Yalnız gelmeden önce gezilecek yerler hakkında yaptığım araştırmalarda bu şelalenin adına hiç rastlamamıştım). Nihayet şelaleye ulaşıyorum ve baya da hoşuma gidiyor. Suyu buz gibi gerçekten.  Biraz oturup serinliyorum ve keyif yapıyorum.

Tekrar yola koyularak Güre'ye doğru yola çıkıyorum. Güre ye ulaştıktan sonra oraya bağlı olan Tahtakuşlar köyüne doğru yöneliyorum. Orda bulunan Türkiyenin ilk özel Etnografya müzesini görmek istiyorum. Köyün hemen girişinde bulunan müzenin sahibi Ali Bey'le müzenin girişinde karşılaşıyoruz ve başlıyoruz ayaküstü sohbet etmeye.

Ben biraz yakınıyorum kendisine hemen ; insan yaşadığı yeri bilmez mi diye?.Bisiklet turum boyunca yaşadığım birkaç olaydan dolayı yöre halkının yaşadığı yeri tanımadığını, bilmediğini dile getirdim. Ali Bey de hemen sözüme katılarak haklı olduğumu ama  kendisini bu kıstasa sokmamam gerektiğini bana sözlü olarak demese de hemen hissettirdi. Önüme kocaman bir harita çıkartarak Kaz Dağlarından tutunda bölgedeki en ufak yerleşim yerlerine kadar tek tek ayrıntılı bir şekilde anlattı. Yarım saat süren konuşmamızın ardından ben kendisinden yakın bir yerlerde çadır atabileceğim bir yer konusunda beni bilgilendirmesini rica ettim. Bana çadır alanları ile ilgili gerekli bilgileri verdi, kendisiyle vedalaşarak yola koyuldum.Ali Bey'e de buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Kendisi beni bölge konusunda gerçekten çok bilgilendirdi. Ayrıca kendisinin Kaz dağları ile ilgili hazırlamış olduğu kitapçığı da vermeyi ihmal etmedi.


Hava kararmadan Ali beyin söylediği yere ulaşmam lazım. O yüzden Güre'ye tekrar dönüş yaparak ,ordan da Patlak Çınar(Ağlayan Şelale) piknik alanına doğru pedallıyorum. Yarım saat sonra ulaşıyorum piknik alanına. Kerem Bey'i soruyorum çalışanlara ve Kerem Bey gelince Ali Bey'in selamını iletmem yeterli oluyor.

Güzel bir akşam yemeği yiyorum sohbet eşliğinde. Sonra çok yorgun olduğumu söyleyerek müsaade isteyip çadırıma gidip güzel bir uyku hayaliyle tulumuma giriyorum…




Gün içerisinde bisikletle yapılan yol 72 km.


8.GÜN :

Bugün bisiklet turumun son günü artık.


Sabah kalktığımda her yerimde bir ağrı vardı. Çadır attığım zeminindeki taşlar gece sağlıklı uyumama engel oldular. Piknik alanından toparlanıp çıkmam 08.30 u buluyor. Bugün yapmam gereken fazla bişey yok esasında. O sebeple biraz ağırdan alıyorum.


İstikametim Sütüven ve Hasanboğuldu Şelaleleri. Dün Ali beyden aldığım bilgiler dahilinde bu iki şelale aynı ırmak üzerinde ve aralarında da 150 metrelik mesafeler varmış.


Akçayı geçtik den sonra Zeytinli köyüne girip 5 km kadar daha rampa çıkarak ulaşıyorum şelalelere.

 

 

Yaklaşık 5 saat kadar şelalelerde vakit geçirip bolca dinlenip,keyif yapıyorum.

O kadar yolu geldiğime değiyor açıkçası. Tekrar yola çıkmadan her iki şelaleyi de boydan boya geziyorum. Saat 17.00 gibi yola koyularak Edremit'e doğru pedallıyorum. Edremit'e 12 km lik yolun ardından ulaşıyorum.


İlk önce dönüş için otobüs terminalinie giderek saati ve yerimi teyit ediyorum. Oradaki işim bitince de ev yemekleri yiyebileceğim bir lokantaya giderek karnımı güzelce doyuruyorum. Yemekten sonra küçük bir ilçe turu yapıyorum ama kayda değer bir şey  bulamıyorum ve gene otobüs terminaline giderek otobüs saatini beklemeye başlıyorum. Yaklaşık 2 saat gibi bir süre var otobüsün hareket etmesine. Ama zaman çabuk geçiyor çünkü sohbet edebileceğim insanlar sırayla çevreme yaklaşıyorlar ve güzel insanlar tanıyorum bu sayede.

Nihayet otobüsün de gelmesiyle kısa süreli bir bagaj gerginliği yaşıyoruz.Neyse ki kısa süren bu gerginlik tatlıya bağlanıyor otobüsün içinde. Bu sayede hostluk yapan Samet ve Ercan 'a tanışma fırsatım oluyor.

Samet le gergin başlayan bagaj muhabbeti  yolculuk boyunca Ercan 'nda katılımıyla güzel bir sohbet havasına dönüyor. Her ikisine de yol boyunca gösterdikleri ilgiden olayı teşekkür ediyorum.


Gün içerisinde bisikletle yapılan yol 40 km.



SONUÇ :

Sabah 9 gibi Ankara ya ulaşıyorum.


Yol boyunca bir çok şeyi düşünme fırsatım oluyor ama en önemlisi şuydu :

-İlk uzun yol denemem olmasına rağmen bazı aksaklıklarım, hatalarıma oldu ama güzel bir başlangıç yapmıştım. Yani ilk adımımı atmıştım artık ve bu artık birçok şeyin başlangıcı olacak benim için.



VERİLER :

Tur Tarihi : Gidiş :15 Haziran 2008 Gecesi 
                 Dönüş : 24 Haziran 2008 Sabahı




Yapılan Yol :

- Yaklaşık 100 km otostopla
- Bisikletle 525 km


Gezilen Yerler :

Gelibolu, Eceabat, Gökçeada, Çanakkale, Geyikli, Bozcaada, Assos(Behramkale), Küçükkuyu, Akçay, Altınoluk, Güre, Zeytinli, Edremit


Konaklama :

-5 gece çadırda
-2 gece pansiyonda ( Bozcaada )


Teşekkürler :

  • Kendime ve özgür ruhuma.
  • Yolculuk boyunca geçtiğim yerlerde güler yüzlerini ve yardımlarını benden esirgemeyen yöre halkına.
  • Yolculuk boyunca bana telefon ederek ve mesaj çekerek destek olmaya çalışan aileme,dostlarıma ve tüm arkadaşlarıma.
  • Sağlık sponsorum olan Evrensel Eczanesinin sevimli ve samimi insanı Evren ablaya.

  

ozgur.kaynak@yuruyoruz.com




Tasarım: Studio Martin